
Bu soru insanın boğazında düğüm olur. Çünkü “çocuk” ve “öldürmek” kelimeleri yan yana gelmemelidir. Ama geliyor. Ve biz çoğu zaman ilk refleksle şunu soruyoruz: Nasıl yapar? Oysa asıl sormamız gereken soru şudur: Neden bu noktaya gelir?
Bir çocuk, bir sabah uyanıp kötülüğü seçmez. Şiddet, bir anda ortaya çıkan bir karar değil; uzun süre biriken, görülmeyen, duyulmayan bir hikâyenin son cümlesidir.
Bir çocuğun yanında yaralayıcı bir alet taşıma isteği, çoğu zaman saldırma arzusundan önce kendini koruma ihtiyacından doğar. Dünya onun için güvenli bir yer değildir. Tehdit her yerdedir: evde, okulda, sokakta, ekranda. Korku süreklidir. Ve korku, zamanla “önce ben vurayım” düşüncesine dönüşür. Çünkü çocuk şunu öğrenmiştir: Güçlü olan hayatta kalır.
Bu çocuklar genellikle şunların içinde büyür: – Sürekli aşağılanmanın – Görmezden gelinmenin – Şiddetin normalleştirildiği evlerin – Duyguların alay konusu olduğu ortamların – “Erkek adam ağlamaz”, “güçlü ol” cümlelerinin
Öfke, bir anda patlamaz. Önce yutulur. Sonra taşar. Çocuk öfkeyi tanımaz, adlandıramaz, anlatamaz. Çünkü ona kimse şunu öğretmemiştir: “Kızgın olabilirsin ve bu seni kötü yapmaz.” Anlatamayan çocuk, gösterir. Gösteren çocuk ise bazen geri dönüşü olmayan bir yola girer.
Bir çocuğun başka bir çocuğu öldürmesi, bireysel bir canavarlık değil; toplumsal bir çöküş alarmıdır. Bu, sadece o çocuğun değil, onu yetiştiren sistemin, susturan yetişkinlerin, görmezden gelen kurumların da hikâyesidir.
Biz genelde olaydan sonra konuşuruz. “Nasıl olur?” deriz. “Bu yaşta bunu nasıl yapar?” diye sorarız. Ama o çocuğa daha önce kim “Nasılsın?” diye sormuştur? Kim onun korkusunu ciddiye almıştır? Kim yalnızlığını fark etmiştir?
Bir çocuk eline bıçak aldığında aslında şunu haykırıyordur: “Kimse beni durdurmadı.” “Kimse beni duymadı.”
Elbette yapılanı mazur gösteremeyiz. Bir hayatın geri dönüşü yoktur. Ama anlamadan da önleyemeyiz. Çocukları sadece cezayla değil, erken fark edişle, duygusal güvenlikle, gerçek ilgiyle koruyabiliriz.
Belki de en zor yüzleşme şudur: Şiddet uygulayan çocuklar, çoğu zaman şiddetin en eski tanıklarıdır.
Ve biz hâlâ çocuklara sadece “iyi olmayı” öğretip, onlara kendilerini güvende hissetmeyi öğretmeyi ihmal ediyoruz.
Köşe: Burcu TÜBLEK

